MEVLANA CELALEDDİN (K.S.)'in DİLİNDEN BİR DUA :
"Yâ Rabbî! Bizim hâlimize bakarak muâmele etme. Kendi ikrâm ve
ihsânına göre
bize muâmele eyle.
Yâ Rabbî! Kerem ve lütfunla hidâyet ettiğin kalbi tekrar dalâlete,
sapıklığa
meylettirme. Belâları
bizden
sarf eyle, çevir ve değiştir.
Ey affı çok olan, günahları örten Rabbim! O günahlar dolayısı ile bizden
intikam alma. Bize azâb
etme.
Yâ Rabbî! Biz nefis ile şeytana köpek gibi tâbi olduksa da sen, azab
arslanını
bize saldırtma.
Ey Hayy, ebedî diri olan Rabbim! Taleb ve duâ üzerine nasıl olur da kerem etmezsin.
Sen kerem
sâhibisin.
Ey mahlûkâtın, yaratıkların canlıların ihtiyâcını gideren Rabbim! Sen varken hiç
bir kimseyi
hatırlamak ve
ondan bir şey ummak lâyık değildir.
Yâ Rabbî! Rûhumda bir ilim katresi var. İlâhî onu hevâ rüzgarıyla ten
toprağından
muhâfaza eyle.
Ey ihsânı çok olan Rabbim! Cefâ içinde geçip giden ömre merhamet et.
Ey affetmeyi seven Rabbim! Bizi affeyle. İsyân derdimize çâre eyle.
Ey yardım isteyenlerin yardımcısı! Bizi hidâyete çıkar.
Yâ Rabbî! Duâ ve yakarışlarımızda sana lâyık olmayan sözleri bilmeyerek
söyleyip
hatâlarda
bulunmuş
isek, o kelimeleri sen ıslâh et ve duâmızı kabul buyur. Çünkü sözlerin hâkimi ve
sultanı ancak
sensin.
Ey âlemin yaratıcısı! Kasvetli, kararmış, katılaşmış âdetâ taş gibi olmuş olan kalbimizi
mum gibi
yumuşat, feryâdımızı, âh u vâhımızı, hoş eyle ki rahmetini celbetsin, çeksin.
Bizi köle gibi kullanan bu serkeş nefisten bizi satın al. O nefis bıçağı kemiğe dayandı
(zulmü
canımıza yetti).
Yâ Rabbî! Sana ne arz edeyim. Çünkü sen gizli ve açık her şeyi bilirsin."
Kıyametten mektup(Namazlarım)
Anneannesinin sözleri yankılandı kulaklarında: ''Oğlum namaz
hiç bu vakte
bırakılırmı?'' Anneannesinin yaşı yetmişe dayanmış, ama ezan
okunduğu vakit yerinden sıçrar, yaşından beklenmeyecek bir hızla
abdestini
alır ve
namazını kılardı.
Kendisi ise,nefsini bir türlü yenemiyordu. Ne oluyorsa, hep...
namaz son
dakikalara
kalıyor, bu sebeple namazını alelacele eda ediyordu. Bunu düşünerek
kalktı
yerinden, gözü saate kaydı. Yatsı ezanının okunmasına on beş dakika
kalmıştı.
Başını her iki yöne pişmanlıkla sallayarak, "Yine geciktirdim namazı."
dedi kendi
kendine.
Kıvrak hareketlerle abdestini aldı ve daha elini yüzünü tam
kurulamadan
kendisini odasına attı. Mecburen, hızlı hareketlerle namazı eda
etti. Tesbihatını yaparken anneannesini düşünmeden edemedi. "Bu
halimi
görse,
tatlı-sert
kızardı yine bana." dedi. Çok seviyordu onu ...Hele öyle bir namaz
kılışı
vardı ki,
onu hep bir gökkuşağı hayranlığıyla seyrederdi. Namazda öyle bir
mahviyeti
vardı ki...
hicabından renkten renge girerdi.
O gün akşama kadar derse girmişti. Müthiş bir ağırlık vardı
üzerinde.
Duasını yaparken, başını ellerinin arasına alıp secdeye durdu. Namazdan
sonra
bir
süre bu şekil tefekkür etmeyi severdi. Gözleri kapanır gibi oldu.
"Ne kadar da
yorulmuşum."
dedi. Daldı gitti öylece....
Kıyamet kopmuştu. Mahşeri bir kalabalık vardı. Her yön
insanlarla doluydu.
Kimi dona kalmış, hareketsiz bir şekilde etrafı izliyor; Kimi sağa
sola koşturuyor,
kimisi
de diz çökmüş, başı ellerinin arasında bekliyordu. Yüreği yerinden
fırlayacak
gibi atıyor,
adeta kafesinden kurtulmaya çalışıyor,soğuk soğuk terler döküyordu.
Hayattayken
kıyamet,
sorgu sual ve mizan hakkında çok şey duymuş ve ahiret hayatı
adına
bu kavramlar
kendisi için köşe taşı olmuşlardı. Ama mahşer meydanında ki
ürperti,
korku ve
bekleyişin bu denli dehşet vereceğini düşünmemişti.
Hesap ve sorgu devam ediyordu. Bu arada onun ismini de
okudular.
Hayretle bir
sağa,
bir sola baktı. "Benim ismimi mi okudunuz?" dedi dudakları
titreyerek.....
Kalabalık birden yarılmış, bir yol olmuştu önünde. İki kişi
kollarına girdi.
Mahşer
meydanının vazifelileri oldukları belliydi. Kalabalık arasından
şaşkın bakışlarla yürüdü.
Merkezi bir yere gelmişlerdi. Melekler her iki yanından uzaklaştılar.
Başı önündeydi.
Bütün hayatı, bir film şeridi gibi geçiyordu gözlerinin önünden...."
Şükürler olsun "
dedi,
kendi kendine ve devam etti; " Gözlerimi dünyaya açtım,Hep hizmet
eden insanları
gördüm.
Babam sohbetlerden sohbetlere koşuyor, malını islam yolunda
harcıyordu.
Annem eve gelen misafirleri ağırlıyor, yemek sofralarının biri kalkıp,
bir yenisi
kuruluyordu.
Ben ise, hep bu
yolda oldum. İnsanlara hizmete çalıştım. Onlara Allah'ı anlattım.
Namazımı kıldım.
Orucumu tuttum. Farz olan ne varsa yerine getirdim. Haramlardan
kaçındım.
"Kirpiklerinden aşağı gözyaşları
dökülürken, "Rabbimi seviyorum, en azından sevdiğimi zannediyorum."
Diyordu.
Ama bir yandan da "O'nun için ne yapsam az, Cennet'i kazanmama yetmez.
" Diye düşünüyordu.Tek sığınağı Allah'ın rahmetiydi.
Hesap sürdükçe sürdü. Boncuk boncuk terliyordu. Sırılsıklam olmuş, zangır
zangır
titriyordu. Gözleri terazinin ibresindeki neticeyi
bekliyordu. Sonunda hüküm verilecekti. Vazifeli melekler ellerinde bir kağıt,
mahşer meydanında ki kalabalığa döndüler. Önce ismi okundu. Artık ayakları
tutmaz olmuştu. Neredeyse yığılıp kalacaktı. Heyecandan gözlerini kapamış,
okunacak hükme kulak kesilmişti.
Mahşeri kalabalıktan bir uğultu yükseldi. Kulakları yanlış mı duyuyordu? İsmi
cehennemlikler listesindeydi. Dizlerinin üstüne yığıldı. Hayretten dona kalmıştı.
" Olamaaaazzzz " diye bağırdı. Sağa sola koşturdu. "Ben nasıl Cehennemlik olurum?
Hayatım boyunca hizmet eden insanlarla birlikte oldum. Onlarla beraber koşturdum.
Hep rabbimi anlattım." Diyordu.
Gözleri sağanak olmuş, titrek vücudunu ıslatıyordu. Vazifeli iki melek
kollarından tuttu. Ayaklarını sürüyerek ve kalabalığı yararak
alevleri göklere yükselen Cehennem'e doğru yürümeye başladılar. Çırpınıyordu.
Medet yok muydu? Bir yardım eden çıkmayacak mıydı?
Dudaklarından kelimeler kırık dökük, yalvarmayla karışık döküldü..
"Hizmetlerim... Oruçlarım.... Okuduğum Kur'anlar......Namazım....Hiçbiri beni
kurtarmayacakmı?" diyordu. Bağıra bağıra yalvarıyordu. Cehennem melekleri
onu hiç sürüklemeye devam ettiler. Alevlere çok yaklaşmışlardı. Başını geriye çevirdi.
Son çırpınışlarıydı.
Resülullah, "Evinin önünde akan bir ırmak içinde günde beş defa yıkanan
bir insanı o ırmak nasıl temizler, günde beş vakit namazda insanı günahlardan
öyle temizler." Buyuruyordu. "Oysa ki benim namazlarım da mı beni kurtarmayacak?"
diye düşünüyordu.
" Namazlarım.....Namazlarım....Namazlarım." diye diye hıçkırdı. Vazifeli melekler
hiç durmadılar. Yürümeye devam ettiler; Cehennem çukurunun başına geldiler.
Alevlerin
harareti yüzünü yakıyordu. Son bir defa dönüp geriye baktı. Artık gözleri
de kurumuştu.
Ümitleri sönmüştü. Başını öne eğdi. İki büklüm oldu.
Kollarını sıkan parmaklar çözüldü. Cehennem meleklerinden birisi
onu itiverdi.
Vücudunu birden bire havada buldu. Alevlere doğru düşüyordu. Tam bir iki metre
düşmüştü ki, bir el kolundan tuttu.
Başını kaldırdı. Yukarıya baktı. Uzun beyaz sakallı bir ihtiyar onu düşmekten
kurtarmıştı. kendisini yukarıya çekti. Üstündeki başındaki tozu silkerek ihtiyarın
yüzüne baktı.
"Siz de kimsiniz ?" dedi.
İhtiyar gülümsedi: " Ben senin namazlarınım."
"Neden bu kadar geç kaldınız ?Son anda yetiştiniz. Neredeyse düşüyordum."
dedi....
İhtiyar yüzünü gererek, tekrar güldü; Başını salladı;
" Sen beni hep son anda yetiştirirdin, ...hatırladın mı?
Secdeye kapandığı yerden başını kaldırdı. Kan-ter içinde kalmıştı.
Dışarıdan
gelen sese kulak kabarttı. Yatsı ezanı okunuyordu.Bik ok gibi yerinden fırladı.
Abdest almaya gidiyordu.
Zor Zamanda Müslüman Olmak
Zor Zamanda Müslüman Olmak, Zor zamanları vardır Müslüman olmanın. İnsanın Müslümanlığı ü
sınanır.
O eşiği atlayabilenlerdir İslâm kıvamını
Gerçekten kuşananlar... Onlardır, inançları çağlara taşıyanlar, çağları asanlar... Karşıda karanlık
bir kütle varken,
oradan tas sökme iradesi
Taşımaktır zor zamanda Müslüman olmak... “Allah yolunda bana kim yardımcı olur?” diye sorabilmek,
“Simdi bana
kim inanır?”
Diye gönüllerin kapısını çalabilmektir. “Kalk ve inzar et” çağrısına uyabilmedir. Sağır duvarlardan
yankı beklemek,
karanlığın
İçinde göz aramak, diri bir gönle ulaşabilmek için pörsümüş toplumların içinde kulaç atmaktır.
Alâkasızlığı,
dışlanmayı göze almaktır. Kınanmayı,
Meczup, deli, sair, sihirbaz diye hakaret edilmeyi sineye çekebilmektir. Yollara diken döşenmesini,
üzerine deve işkembesi atılmasını,
Yol kesici olarak görmemektir. Her türlü itibar kaybına hazır olmaktır.
Tüm bir inananlar topluluğu olarak siyasî, iktisadî ve sosyal bir abluka altına alınmayı, açlıktan
ağaç kabuklarını kemirmeyi, çocuk ağıtlarının Arsa
Yükselmesini, ateşe atılmayı, yurdundan çıkarılmayı, ölüm tuzaklarına maruz kalmayı, taşlanmayı,
cana minnet bilmek,
Bütün bu durumlarda sadece Allah’a sığınabilmek, “Allah bana yeter” diyebilmektir. “Rabbim
Onlar bilmiyorlar” diyerek, engin bir bağışlar dünyası açabilmektir. Hatta daha ötede, tüm bu durumlarda
kendisine
zulmedenlerin neslinden
Muvahhitler gelmesi için dua edebilmektir. Kızgın kumlara yatırılmış bedeni üzerinde kırbaç saklarken kutlu
önderinin ayağına diken batmasına razı olmamaktır.
Ya da yerlerde sürüklenirken “Allah bir” den başka tepki vermemektir. Küçücük gönlünde İslâm ışığı
yandığında,
Peygamber’e imanını açıklamak için babasından izin alma gereği
Hissetmemek, “Beni yaratırken Rabbim babama mı sordu ki?” diye düşünebilmektir. Kutlu önderin, suikast
düzenleneceği kesin olan
Yatağına fütursuz uzanmaktır. Kutlu önderin Peygamberlik görevi ile ilgili olarak herkesi şüphe ateşi
kavurduğunda “O ne söylerse doğrudur”
Diyebilmektir. Kurulu düzenin hâkim odakları, İslâm’ın büyüme seyrini durdurabilmek için mevki, makam,
ekonomik çıkar vaat ettiğinde, “Sağ
Elime güneşi, sol elime ayı verseniz beni davamdan döndüremezsiniz”diyerek, insani, tereddüde düşürecek,
yolundan döndürecek bütün ara
Durakları kaldırmaktır. Korkuları yenmektir.
Korkuların bir tuzak olduğunu, imtihanın korkularda, açlıkta, mal ve cana gelecek musibetlerde
Olduğunu bilmek, her şeye rağmen Sabri kuşanmaktır. “Biz Allah’a ait’iz ve Allah’a döneceğiz”
diyebilmektir.
“İslâm muarızları toplanıp geliyorlar,
Korkun onlardan” dendiğinde, inançlarında coşku
Hissetmektir. Dizleri titrememek, dili dolaşmamak, zihni ve kalbi bulanmamaktır. Kendini kurtarmak
için kutlu önderi
ve yol arkadaşlarını
Kurban vermemektir. İşkenceler karsısında bunalıp da, dudaklarımız “Allah’ın yardımı ne zaman?”
sualiyle yanıp
kavrulduğunda,
“Allah’ın yardımı yakindir” muştusunu içimizde duyabilmektir. “Allah’ın yoluna yârdim ederseniz,
Allah da size yârdim eder”
Düsturunu bir gönül kıvamı haline getirebilmektir.
Önce geçen “Allah’a adanmış insanlar'ın, O’nun yolunda can bedeli ödemeyi gerektirecek bir
vasat oluştuğunda,
Vücutları demir taraklarla taransa bile, çukura gömülüp baslarından aşağı ikiye biçilseler de,
Çektikleri sıkıntılardan dolayı korkuya kapılmadıklarını, zaafa düşmediklerini, boyun eğmediklerini,
Sadece sabra ve duaya sarıldıklarını ve Allah Teali’nin dinini mutlaka hâkim kılacağına inandıklarını
unutmamaktır.
Duaya sarılmaktır, söylesine: “Güçsüz ve çaresiz kaldığımı, halk nazarında hor görüldüğümü ancak
Sana arz ve şikâyet
Ederim.“Ya Erhamerrahimîn...
Hor görülenlerin Rabbi Sensin. Sensin Rabbim benim. Beni kime bıraktın? Huysuz ve yüzsüz
yabancıya mı?
Bana hakim
Olacak bir düşmana mı? “Allah’ım.“Aldırmam çektiklerime; yeter ki uğradığım gazabın olmasın Senin...
Fakat, bana
bunları göstermeyecek
Kadar engindir affın, merhametin Senin...“Allah'ım gazabına uğramaktan, rahmetinden uzak kalmaktan,
karanlıkları
aydınlatan, dünya ve ahireti,
Salâha kavuşturan ilâhî nuruna sığınırım. Rızanı dilerim. Sana iltica ederim.“Güç de kuvvet de Senindir,
Senin elindedir.
Bir yerde olan her yerdedir, her yerde olan ise; hiç bir yerde değildir.
Allah ile olan bilfiil cennettedir;
O’ndan gafil olan ise; o anda bile cehennemde..
Gençliğinde Allah’ı terkedeni, Allah da ihtiyarlığında terkeder.
Ey her şeyi hiçe satmış;
Ve hiçi, her şeyin karşılığı diye
Satın almış adam!.. (Aşk hakkında)
Çoluk çocuğu, insana, şehvetini helal yoldan gidermiş olmanın cezasıdır. Hele yol haram olursa düşünün artık!
Kendine bir iş bul da nefsini onunla bağla!
Nefsin seni bağlamadan sen onu bir işle bağla!
Kendi iyiliklerini gören, başkalarının ayıplarını yüklenir;
Kendi ayıplarını gören, başkalarına ayıp gözüyle bakmaktan kurtulur.
O insanla sohbet et ki, içinde sakladığın ve Allah’ın bildiği halleri öğrenecek olursa, senden nefret edip kesilmesin.
Şâkîlik alâmeti kimlerdedir diye soruldu. Dediler ki:
Üç türlü insanda..
O insanda ki, kendisine ilim verilir, amel verilmez;
amel verilir, ihlas verilmez ve ;
Allah dostlarının yüzünü görmek nimetine erer de onlara bağlanmayı bilmez.
Bir talebesi gelip, sefer için kendisinden izin istedi, sordular;
-Neden sefer edecek mişsin?
Talebe;
-Su hareket etmeyince kokar dedi.
Dediler ki;
-Ya niçin deniz olmuyorsun?.. O ne hareket eder, ne de kokar!..
Necip Fazıl’ın Velîler Ordusu’ndan
Hz. Ali'nin (R. A.) Son Ögütleri
Ogullarim!
Allah'a, O'nun huzurunda veya huzuru disinda baglilik ve hasyetten ayrilmayin! Ahirete yaklasma ve dünyadan uzaklasma duygusunu kaybetmeyin! Dünya kayiplarindan kedere düsmeyin ve daima hayr islemeye bakin! Zalime düsmanlik ve mazluma dostluk gösterin! Öfke ve yumusaklik halinizde daima hakk kelimesi üzerinde olun! Genislik ve darlikta dogru yoldan sapmayin! Dost ve düsmaniniza adaletle muamele edin! Sevinçli ve gamli anlarinizda iyi is ve ölçülere baglilik suurunu kaybetmeyin; ve siddette, mülayemette, sevinçte kederde Allah'tan razi olun!
Ogullarim!
Bir is ki disi serli ve kerih görünür, fakat sonu cennettir; siz o fiili isleyin! Bir is ki disi güzel ve cazibeli durur, fakat sonu cehennemdir; siz o fiilden kaçinin! Cennet nimetinin asagisinda olan her sey hakir ve kiymetsizdir. Ahiret azabinin asagisinda olan her belâ ise afiyettir.
Ogullarim!
Bir insan kendi nefsinin ayibini görür ve bilirse baskasinin ayibini göremez ve ondan haberi olmaz. Bir insan Allah'in takdir ve taksimine riza gösterirse, kayip ve eksikliklere esef etmez.
Bir insan nefs ve hirs kilicini çekip havale edecek olursa, akibet o kiliçla kendi maktul düser. Mümin kardesi yuvarlansin diye kuyu kazan, akibet o kuyuya kendi düser. Baskasinin yanlisini büyüten kimse, kendi hatasini unutur. Bir kimse rey ve tedbirinde gurura kapilacak olursa, hata ve delalete sapmis olur. Baskasinin rey ve fikrinden müstagni davrananlar, yani danismaya yanasmayanlar zillete düser. Halka kibir gösterenler neticede hakir ve zelil olur. Bir kimse, serseri ve ipsiz kisilerle düsüp kalkar ve kötülük yerlerine girip çikarsa istiraki olmasa bile itham altina girer. Iyiler ve ilim sahipleriyle düsüp kalkanlarsa, yücelir ve saygi görür. Mizah ve latifeye düskün olan hafife alinir. Kendi fiilleri, sözleri ve amelleri ile magrur olan, nefsi tarafindan magdur olur. Çok söz söyleyen çok hata eder. Hatasi çok olanda edep ve haya azalir. Edep ve hayasi az olanda takva fakirlesir. Takvasi fakirlesenin ise kalbi ölür.
Ogullarim!
Edep mizandir. iyi ahlak en iyi arkadastir. Afiyet on kisimdir ve bunun dokuz kismi, Allah'in zikri disinda sadece susmak, sükut etmektir. Bir kismi ise sefihlerle düsüp kalkmayi birakmak...
Ogullarim!
Fakirligin süsü sabir, zenginligin de sükürdür Islâm'dan üstün seref olamaz. Zühd ve takvadan üstün keramet olmadigi gibi... Tövbe ve istigfardan yüksek sefaatçi yoktur. Vücut afiyetinden güzel elbise olmadigi gibi...
Hirs ve tamah, yorgunluk ve mesakkatin anahtaridir.
Bu ögütler, nefs tedbirinde, malda ve ahlakta, Kitap ve sünnete tam uygun birer ölçü belirtir. Hz. Ali (R.A.) bu ögütleri verdikten iki gün sonra aldigi yara yüzünden ruhunu teslim etmis, cennet alemine kanat açmistir.
Nurlu kabirleri, ogullarinin emirleriyle gizlenmistir. Bu sebeple, nerede medfun bulunduklari, ihtilafli bir meseledir. Necef taraflarinda oldugu rivayeti vardir.